BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
ANASAYFA » YAZILAR » Rıza AYDIN

Rıza AYDIN

ANKARA GÜNLÜĞÜ

Cezaevinden çıkarken, 15 gün içinde sürgün yerim olan Burdur’a gitme koşuluyla serbest bıraktıkları için köye bile uğrayamadan, hemen sürgün yerim olan Burdur’a gitmiştim. Sürgün cezamın bir kısmını Burdur’da geçirdikten sonra da, makul nedenlerle mahkemeye başvurup sürgün yerimi Burdur’dan Ankara’ya aldırmıştım. Ankara’da sürgün cezamın sıkıntılı günlerini yaşarken, bu sıkıntılarım yetmiyormuş gibi üstüne üslük bir de gözaltına alınıp, DAL denilen yerde işkence görmüştüm. Bütün bunların etkisinden midir nedir bilemem Ankara’ya ne zaman gelsem sıkıntılar çekerim, mutsuz ayrılırım.

16 Ocakta PSAKD’nün GYK toplantısı için Ankara’ya gelmiştim; yine sıkıntılarla buradan ayrılacağım.

Gündemimizde Maraş anmasının değerlendirilmesi, ABF Genel Başkanın başlattığı açlık grevi, genel durumumuz gibi maddeler vardı.

17 Ocak Pazar günü CHP’nin de kongresi olduğu için midir nedir bilemem, arkadaşların çoğu gelmediği için toplantı yapılacak salt çoğunluğu sağlayamadık, ama muhabbet ettik.

ABF Genel Başkanı Baki Düzgün açlık grevi yapmayı kendi kendine akıl edip, bunu ABF yönetim kuruluyla görüşüp, böyle bir karar almadan açlık grevine başlamış; bunu televizyonda da aynen böyle açıklamış. Arkadaşlar da hem Başkanı yalnız bırakmamak hem de döneme uygun bir müdahale olarak gördükleri için bu sürece katılmışlar.

Peki, ABF Genel Başkan’ı bunu bir tarz haline getirir, aklına gelen doğru gördüğü bir davranışı yönetim kuruluyla bile konuşmadan yapmaya kalkarsa ne olacak?

Açlık grevi başlayınca, açlık grevine destek olmaya gelenlerden on iki kişilik bir komite oluşturulmuş. Bundan sonraki süreci bu komite yönlendirmiş, partilerle görüşmeleri, vs., bu komite yapmış. Böylece ABF yönetim kurulu, Alevi örgütlülüğü fiilen devre dışı bırakılmış.
Bence bu başlı başına sorunlu bir davranıştır. Başbakanla görüşmenin nasıl kararlaştırıldığı, sürecin nasıl işlediğini tam olarak anlayamadım. Başbakanla görüşmeye gidilirken heyete, Alevilerin inanç önderidir diye bazı ocaklardan dedelerde dâhil olmuş.

Peki, bu dedelerin Alevilerin inanç önderleri olduğuna nasıl hüküm verilmiş? Bu da belli değil!

Bu vesileyle “Alevilerin İnanç Önderi kimdir?” diye düşündüm. Bu konuda bir muhabbet açmak amacıyla düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Bana göre Alevilerin inanç önderleri, dedeler değil, Alevi süreğinde âşıklar dediğimiz ozanlardır; tarihimizde de ozanlar olmuştur.

Hizmet erleri olan dedeler, Alevi yolu içinde hizmetlerini yürütürken ozanların deyişlerini söylerler. Alevi gülbenleri genellikle ozanların deyişlerdir. Dedeler yol içinde hizmetlerini yürütürken, Yunus Emre’nin, Kaygusuz Abdal’ın, Nesimî’nin, Yeminî’nin, Viranî’nin, Hatayî’nin, Fuzulî’nin, Pir Sultan’ın, Kul Himmet’in deyişleri ile Hacı Bektaş Dergâhının postnişinleri olan Şiri, Hasreti, Fevzi, Katibî gibi mürşidlerin deyişlerini söylerler. Alevilerin inanç önderleri bu ozanlardır.
Bu ozanların her biri, bir üstattan el alıp, bir dergâhın rahle-i tedrisinden geçip, oralarda yaşadığı muhabbetler içinde pişmiş insanlardır. Bu ozanları inceleyin hepsinin özünde bir mürşidden el alıp bir dergâhın eğitiminde pişmiş olduklarını görürsünüz. Kaygusuz Abdal, “Dilgûşa” adlı deyişinde, Muhammed’in de kırk yıllık muhabbetten sonra Muhammed olduğunu yazar. Muhabbetsiz, emeksiz yemek olmaz. Bunun için Hatayi, “Muhabbetten hasıl oldu Muhammed / Muhabbetsiz Muhabbeti neyleyim” der. Bütün bunları düşünerek ben diyorum ki Alevilerin inanç önderleri tarihsel olarak da, yol olarak da ozan denilen âşıklarımızdır.

Benim baba tarafım Yakup Abdal Ocağındandırlar, ana tarafım Acırlıoğlu soyundan gelen Mazlum Abdal Ocağındandırlar. Diğer ocaklarla da evlilikler yapıp, kız alıp- kızverdiklerinden birçok ocaktan dedelerle de akrabalıkları vardır. Ama kendi ocak önderlerinden bir deyiş, bir yazı kalmadığı için bizim dedeleriniz yola hizmet verirken yukarda adlarını andığım âşıkların, ozanların deyişlerini, duvazlarını söylerler. Onların adını anınca ellerini kalbine koyup niyaz eylerler. Diğer dede ocakları da bizim gibidir. Bütün bunları düşününce Alevilerin inanç önderleri yol içinde âşık dediğimiz, ozanlarımızdır diyorum.

Hangi ozanı incelerseniz inceleyin, onun bir pirden el alıp onun dergâha bağlanıp orada piştiğini göreceksiniz. Yunus Emre, Taptuk’un Dergâhı için yetişmiş, “Yunus miskin çiğ idik piştik elhamdülillah” diyor. Taptuk’un Dergâhı olmasa Yunus, Yunus olamazdı. Bütün ozanlar özünde böyledir. Alevi edebiyatının kurucusu kabul edilen Kaygusuz Abdal da Abdal Musa’dan el alıp, onun dergâhında pişmiştikten sonra gidip Kahire’de dergahını kurmuştur.
Bu vesileyle bu düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Aşk ile
19 Ocak 2016, Ankara

Check Also

HIZIR AŞKINA AYAĞA KALKIN!

ÜLKEMİZE, ÇOCUKLARIMIZA ve GELECEĞİMİZE HIZIR OLACAĞIZ. Hırsızlığa, yalana, talana, Katilleri affedenlere, Dini inançları sömürenlere, Alevi-Kürt-Ermeni ...

Bir yanıt yazın